Safran Yetiştiriciliği Oldukça Karlı

İlaç ve kimya endüstrisinin ham maddelerin den biri olan safranın gram değeri bile dile altınla eşdeğer. İlaç, boya ve gıda sektöründe kullanılan safranın gramı 20 TL’den başlıyor. Safran yetiştirmek için sulu toprağa sahip olmanız gerekmiyor. 3 bin TL masrafla yılda 14 bin TL gelir elde etmek mümkün… TÜRKİYE sebze meyvede olduğu gibi bitki zenginliğiyle de şanslı ülkelerden biri. Anadolu’da yetişen binlerce tür bitkinin bir kısmı sofralarımızda baharat olarak kullanılıyor. Bunların bazıları dağlardan toplanırken, bahçe üretimi de giderek yaygınlaşıyor. Safran da bunlardan biri…
Anadolu’da yüzyıllardır üretilen safran bitkisi, bugün adından da anlaşılacağı üzere Karabük’ün tarihi ilçesi Safranbolu’da yaygın olarak bulunuyor. Tokat, Kastamonu ve Şanlıurfa gibi illerimizde de deneme üretimleri yapılıyor. Safran, dünyanın en pahalı baharatlarından biri. Lokum ve ilaç üretiminin yanı sıra boya sektöründe de kullanılıyor. Safranbolu safranının gram satış fiyatı 20 TL’den başlıyor. Dış pazarlarda ise bu rakam iki katına kadar çıkabiliyor. Dünya piyasalarında safranın gramı altınla neredeyse eşdeğer tutuluyor. Bu ürünü yaygın olarak üreten ülkeler önemli döviz girdileri elde ediyor. İşte bu kadar pahalı olan safran, ülkemizde sadece 30 dönümlük bir alanda üretiliyor. Gerçi üretimin tekrar yaygınlaşması için Tarım Bakanlığı çalışmalar yapıyor. Yeni girişimciler için safran yetiştiriciliğinde fırsatlar olabilir.
“ÖNCE PAZAR BULUN”
Safranbolu İlçe Tarım Müdürü Çetin Ayvalık, üretimi zahmetli ve pazarı zor olan safran için umutlu. Safranbolu safranı için coğrafi işaret belgesi aldıklarını hatırlatan Ayvalık, “Değerli bir ürün olduğu için sahtesi de mevcut. Bizim bölgenin safranı ISO standartlarının çok üstünde. Daha önce İran’dan, Hindistan’dan, İspanya’dan gelen safranlar Safranbolu safranı diye satılıyordu. 30 Ocak 2011’den itibaren Safranbolu ismini kullanamayacaklar” diyor. Safranbolu’da halen 30 civarında safran üreticisi bulunuyor. Üretim ağırlıklı olarak Davutobası Köyü’nde yapılıyor. Çetin Ayvalık, 10 köyde daha üretim çalışmaları yaptıklarını söylüyor. Ayvalık, bu işe girmek isteyenlere önce pazar bulmalarını öneriyor.
ŞANLIURFA’DAKİ İLK DENEME BAŞARISIZ
Safranbolu dışında üretim çalışmalarından biri de Şanlıurfa’da yürütülüyordu. Aslında Viranşehir ilçesinde 100 yıl önce safran üretiliyormuş. Ancak Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tahir Polat, iki yıl önce başlattıkları deneme üretimlerinden iyi sonuç alamadıklarını söylüyor: “İklim şartları elvermedi. Üniversite ortamında başarı elde ettiğimiz ürünler arazide sonuç vermiyor. Bitkilerde kuruma oldu. Aynı zamanda üreticinin de ilgisi eksik kaldı. Alıştıkları işlerin dışında bir ürün olduğu ve pazar bulmakta zorlanıldığı için ilgi görmedi.” Safran üreticiliği yapan İsmail Küçükakarsu, safran bitkisi sulama istemediği için özellikle yüksek rakımlı ve nemsiz bölgelerdeki çiftçiler için fırsat olabileceğini düşünüyor. Küçükakarsu, “Birçok bitki, sebze ve meyve su ister. Bu bitkiyi yetiştirecekler için böyle bir sorun yok. Pazarlama sorununu çözen üretici bu işten para kazanır” diyor.
MASRAFI AZ, İŞÇİLİĞİ ZOR
Safran bitkisi Akdeniz Bölgesi’ nin nemli bölgeleri hariç Türkiye’ nin her yerinde uygun toprak yapısında yetişebiliyor. Safran üretimi için çok fazla bir şey gerekmiyor. Üstelik ekim alanından üçyıl faydalanabiliyorsunuz. Üç yıl içinde her hasat döneminde bitkinin çiçeklerini toplamanız yeterli. Tohumluk soğan dışında başka bir masrafı yok. Bir dönümlük alanda kullanılacak gübre ve soğan için yaklaşık 3 bin TL’ lik maliyet yeterli. Ancak tohumluk soğan sıkıntısı var. Safran tarımında soğanlar bulunduğu yerden üç yılda bir çıkarılarak yerleri değiştiriliyor. Üretim yapan çiftçi sayısı çok az olduğu için, yeni girişimcilerin tohumluk soğan satın alıp üretim yapma şansı az. İşte bu noktada Karabük Tarım İl Müdürlüğü devreye giriyor. Soğan üretimini artırmak için çiftçiyi destekliyor. Ekim yapacaklara soğan tohumu temininde yardımcı oluyor. Safran bitkisinin masrafı çok değil ama işçiliği zor.
NE ZAMAN VE NASIL DİKİLİR?
Tohumluk olarak eski dikimlerdeki soğanların oluşturduğu yavru soğanlar kullanılıyor. Bu soğanlar pulluğun açtığı çiziye 15 cm derinlikte dikkatli bir şekilde bırakılıyor. Dikim sırasında birkaç işçi pulluk çizgisini temizlerken, diğeri soğanları dikiyor. Diğer bir işçi de tohumların üzerlerine yanmış ahır gübresi serpiyor. Böylece eşit derinliğe iyi bir dikim yapılmış oluyor. Ekimden sonra toprak bir defa daha tırmıklanıyor. Soğanların 4-5 cm aralıklarla dikilmesi öneriliyor. Safran ekimi ağustos sonu eylül başı, hasadı ise ekim ve kasım aylarında yapılıyor.
Hasat genelde 15-20 günde tamamlanıyor. İlk aşama yağışlı olmayan günlerde yapılıyor ve sabah erken saatlerde henüz açmamış tomurcuklar koparılarak sepetlere konuyor. Sonra bu tomurcuklar gölge bir yere getirilerek açması için tekrar seriliyor. İkinci işlemde ise açılmış çiçeklerdeki tepecikler alınıyor. Tepecik küçük bir makasla ve tepecik parçalarının ayrıldığı yere yakın kısımdan kesiliyor. Kesilen parçada kalan dişicik borusu ne kadar kısaysa kalite o kadar artıyor. Tepecikler arasında erkek organların bulunması da kaliteyi olumsuz etkiliyor… Hasat edilen tepeciklerin kurutulması da ayrı bir önem taşıyor. Gerekli makineler Türkiye’de olmadığı için kurutma işlemleri geleneksel yöntemlerle yapılıyor. Öncelikle balmumu eritilerek tepsilere dökülüyor ve ince bir tabaka oluşturacak şekilde tepsi yüzeyinde yayılıyor. Hatta bazen kurutulmakta olan ürünün üzerine eritilmiş balmumu dökülüyor. Daha sonra erkek organlarla karışık olan tepecikler tepsiye dökülüyor. Ve tepsi yanmakta olan soba üzerinde 10-20 cm yüksekte meyilli bir şekilde tutularak kurutma işlemi yapılıyor.
Kurutma işlemi, üzerine kağıt konularak ekmek fırınlarında da yapılabiliyor. Kurutulmuş ürün şişelere veya tahta kutulara konularak muhafaza ediliyor. Çünkü ürünün tekrar nemlenmekten ve ışıktan korunması gerekiyor. Safranbolu’da halen dönüm başına 700 gram safran elde ediliyor. Yıllık üretimse 20 kg civarında. Bir dönüm tarladan 14 bin TL gelir elde etmek mümkün. Safran yetiştiriciliğinin püf noktaları Safran kumlu, gevşek, taşsız ve iyi drenajlı toprakları seven bir bitki türü. Biraz kireçli, tınlı ve killi topraklarda daha iyi yetişiyor. Taban suyu yüksek olan toprakları sevmiyor. Deniz seviyesinden bin 600 metre yükseklikteki her yerde yetişebiliyor. Aşırı yağışlarda toprakta biriken suyun soğanları çürütmemesi için hafif meyilli tarlalar tercih ediliyor. Safran tarımında, özellikle ilk yılda bitkilerin gelişmesi ve yabancı otların yok edilmesi için toprak işlemesinin çok iyi yapılması gerekiyor. Genelde bir yıl önceden toprak nadasa bırakılıyor. Ertesi yıl ekim zamanına kadar tarlanın pullukla 4-7 kez sürülmesi gerekiyor. Safranın iklim isteği asmayla benzerlik gösteriyor. Ve rüzgara karşı korunmuş güney yamaçlarda daha iyi yetişiyor. Soğanlar,yaz kuraklıklarına ve dona karşı dayanıklı. Özellikle çiçeklenme devresinde kuru ve güneşli havaları seviyor. Bu devredeki yağışlar ürünün kalitesini önemli ölçüde düşürüyor.
Deneme üretimleri yaygınlaşıyor
* Safran boya, kozmetik, ilaç ve gıda sanayiinde kullanılıyor. Güzel koku ve tat verdiği için genelde baharat olarak tüketiliyor.
* Safranın gramı iç pazarda 20 TL’den başlıyor. Yurt dışında ise bu fiyat rahatlıkla iki katına kadar çıkabiliyor.
* Safran en çok İran, Azerbaycan, Hindistan, Pakistan, Çin, Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya, Fas, Mısır ve İsrail’de yetiştiriliyor.
* Safrana ekonomik değer kazandıran kısmı, çiçeğindeki dişi organın üç parçalı tepeciği. Bu tepecik kısmında crocetin, crocin, picrocrocin ve safranal gibi temel maddeler bulunuyor
* Türkiye’de safran üretimi şimdiye kadar sadece Karabük’ün Safranbolu ilçesinde yapılıyordu. Şu sıralar Tokat, Kastamonu ve Denizli’de de deneme üretimleri yapılıyor.
* Safran bitkisi Akdeniz Bölgesi’ nin nemli bölgeleri hariç Türkiye’ nin her yerinde, uygun toprak yapısında yetişebiliyor.
* Bir dönümlük üretim alanı için gübre ve soğan için yaklaşık 3 bin TL’ lik maliyet yeterli bulunuyor.
Para Dergisi / İdriz Çolak

Kurutulmuş domates

Son zamanlarda oldukça popüler olan kurutulmuş domates üretimi değişik iş fikirlerini de beraberinde getiriyor. Özellikle İzmir Torbalı’ da kurutulmuş domates üretimi yapan kişi ve kuruluşlar ürünlerini pazarlarken herhangi bir sıkıntı çekmediğini ve kurutulmuş domateslere olan talebe yetişemediğini basın kaynaklarından takip etmekteyiz.

Kurutulmuş domates üretim işi nasıl yapılır? Domates nasıl kurutulur? Domates kurutmanın püf noktaları nelerdir? vb. sorularına cevap bulabileceğiniz domates kurutma konusu için bizimbahce.net forum sayfalarına göz atmanızı öneririm. Domates kurutma

http://www.bizimbahce.net/forum/kuru-domates-t2897.0.html

Atık Yağ Toplama Tesisi

Atık Yağ Toplama Tesisi




Petrol kaynaklarının giderek azalması ve fiyatların yükselmesi sonucu alternatif enerji kaynaklarına olan ilgi de büyüyor. Bu alternatif ve çevreci enerji kaynaklarından biri de biodizel. Bu konuda faliyet gösteren şirketlerin sayısı hızla artıyor, 2008 yılından itibaren kızartmalık yağların hanelerden toplanması için gerekli sistemi kurma ve halkı bu konuda bilgilendirme çalışmaları devam etmektedir.

 

Araştırmalar Türkiye’de tüketilen 1,5 milyon ton sıvı yağın 350 bin tonunun atık hale dönüştüğünü ve bu yağların toplanması halinde 750 milyon dolarlık petrol ithalatının önlenebileceğini göstermiştir.

Her evde yılda 20 kilogram atık yağ oluşuyor. Kısaca, bu yağların 350 bin tonu atık hale dönüşüyor. 1 ton yağdan 1.100 lt biyodziel elde edilebiliyor. Ancak, mevzuata rağmen, atık yemeklik yağların ne kadarının geri toplanabildiği belli değil. Aşçılar, bulaşıkçılar, ev hanımları bu yağları lavabolara döküyor. Eğer Türkiye’de 350 bin ton atık yağ toplanabilirse 750 milyon dolarlık petrol ithalatı önlenebilir.


Atık yağ toplama tesislerini işletmek için mevzuatlar ve lisanslar hazır. Bu konuda faliyet gösteren kurumların çoğu Marmara Bölgesi’nde . Bu konuda faliyet gösteren lisans sahiplerine ve örnek bir atık yağ toplama projesine buradan ulaşabilirsiniz.


kaynaklar : fatih.edu.tr, nethaber

Su piresi üretimi yaparak satabilirsiniz

SU PİRESİ ÜRETİMİ YAPARAK SATABİLİRSİNİZ


Su pireleri, yenilebilir su ürünleri yetiştiriciliğinde ve akvaryum yetiştiriciliğinde en çok kullanılan canlı yemlerden biridir. Su pireleri genel olarak su birikintilerinde su sıcaklığının 15 derece 22 derece arasında olduğu ortamlarda bol olarak ürerler. Ülkemizde bu gibi yerden toplanan su pirelerini mevsiminde akvaryumculardan satın almak mümkündür. Amatör ve doğada gezmeye meraklı olan kişiler su birikintilerinden tül kepçeler ile kolayca toplayabilirler. 

Günümüzde her ne kadar su piresinin doğadan sağlanması mümkün olmakta ise de mevsim dışı temin edilme zorluğu ve akvaryum balıkçılığı ile ilgilenenlerin su pirelerini satın almayı tercih etmeleri sebebiyle su piresi üretimi kârlı bir iş fikri olarak değerlendirilebilir. Üretilen su pireleri kaliteli ve besin değerleri yüksek ise piyasadaki balık yemi tedarikçileri ve akvaryum balıkçılığı ile ilgilenenler tarafından yüksek rağbet görecektir.

tarimsalfikirler.com olarak sizlere su piresi nasıl yetiştirilir araştırdık. Aşağıdaki ayrıntılarıyla anlatılan su piresi yetiştiriciliği tekniği ile sizde supiresi yetiştirebilirsiniz.


GENEL OLARAK


Dünyada ve ülkemizde gün geçtikçe gelişme gösteren ve üretim kolu olan su ürünleri yetiştiriciliğinde önemli konuların başında balıkların iyi bakım ve beslenmesi gelir. Tam kontrollü balık yetiştiriciliğinde yumurta kesesi çekilmiş larvaların (kefal, sazan, tilapia, çipura, levrek vs.) ilk beslenme periyodunda canlı yeme gereksinim duydukları bilinmektedir. Balık larvalarının canlı yem çeşidi, seçimleri ve beslenme süreleri türlere göre
farklılıklar gösterir. Canlı yemin besin olarak kullanımı yetiştirilen balıkların et kalitesinin arttırılmasında, beslemeden kaynaklanan hastalıkların giderilmesi ile yüksek yaşama oranının sağlanmasında, anaç balıklardan elde edilen yumurta ve sperm kalitesinin daha iyi olmasından dolayı canlı yem kullanımı büyük önem taşır.

Diğer taraftan akvaryum balıklarının üretiminde renk parlaklığının korunması ve üreme kondisyonuna ulaşmada canlı yem kullanmanın önemi büyüktür. Örneğin Discus, Beta ve Melek balığı gibi birçok akvaryum balığının üreme kondisyonuna ulaşabilmesinde ve başarılı bir yavru alımının gerçekleştirilmesinde bu balıkların canlı yemle beslendikleri takdirde başarının arttığı bildirilmektedir.

SU PİRESİ YETİŞTİRİCİLİĞİ

1.SU PİRESİ KÜLTÜR ORTAMI
HAZIRLAMA


Su piresi (Daphnia) türleri tatlı sularda yaşayan ve boyları 1-3 mm arasında değişen küçük kabuklu su canlılarıdır (Crustacea). Halk arasında su piresi denmesinin nedeni su içerisindeki zıplama türü ani hareketler yapmalarıdır.
Su piresi türleri uzun yıllardan beri balık yetiştiriciliğinde canlı yem olarak kullanılmaktadır. Özellikle akvaryum balıklarının beslenmesinde sıklıkla kullanılan su piresi, balıklarda çok iyi bir gelişmeye neden olmaktadır.

Şekil 1.1: Su piresinin mikroskoptaki görünüşü

1.1. Su Piresinin Fizyolojisi


Su pirelerinin vücutları baş dışarıda kalmak üzere bir kabuk ile örtülüdür. Kitin bölge arka doğru uzanır ve karın kısmından (ventralden) vücudun kalan kısmını örter. Kabuk sırt tarafında midye kabuğu gibi birleşmiş, karın kısmında ise açıktır. Arka kısmında genellikle mevsime göre uzayıp kısalabilen kuyruk şeklinde ve üzeri dişli bir çıkıntı (spino) vardır.

Su piresinin (Daphnia) vücudu 5 parçalı baş ve bir gövdeden oluşmuştur. Birinci çift cinsiyete bağlı şekil (seksüel dimorfizm) gösteren çubuk şeklinde antenciklerdir. İkinci çift esas olarak hareket organı olan antenlerdir. Kalan üç çift ise besin alma işleminde kullanılır. Daphnia’larda baş üzerinde ışığa duyarlı büyük bileşik bir göz ile ocellus adı verilen organ bulunur. Göz; büyüklüğü ve koyu renkteki pigmentiyle dikkati çeken organdır. Gözler önündeki kısım vertex olarak adlandırılır. Üç kas yardımıyla her tarafa dönebilme yeteneğindedir. Ağzın hemen gerisinde bir çift küçük ve küt olan üst çene (maksil) bulunur. Daha sonra bir çift alt çene (mandibula) gelir. Bacaklar yassılaşmış, uçları çatallı ve beş çifttir. Bacaktaki kıllar aracılığıyla su akıntısı sonucu süzülen mikroorganizmalar üst çene ile ağza gelir. Sindirim sistemi basit yapıdadır. Kısa bir yemek borusu (özefagus) orta bağırsağa açılır. Sindirim sisteminin ön parçası ağızdır.

Ağız üst dudağın altındadır. Kısa ve oldukça dar olan yemek borusu bir kavis yaparak sırt tarafa doğru yükselir. Orta bağırsak daha geniş ve düzdür. Bu kısmın başlangıcına düz ya da dallı, iki orta bağırsak beze açılır. Son bağırsak kısadır. Bu sistemin orta bölümünde ise basit bir yapıda olan üreme organı bulunur. Sinir sistemi beyin sinir yumağı (beyin gangliyonu) ile genellikle ip merdiveni şeklinde olan karın sinir yumağı (karın gangliyon)
zincirinden oluşmuştur.

1.2. Su Piresinin Üreme Biyolojisi

Su pirelerinde üreme eşeyli (seksüel) ve eşeysiz (aseksüel) dönemler içerir. Yüksek yoğunlukta bulundukları pek çok ortamda birey topluluğunun (populasyonun) eşeysiz üreme fazındaki dişilerden oluştuğu gözlenmiştir. Uygun (Optimal) koşullarda su piresinin her 2,5 – 3 günde bir yeni yumurtlama dönemine girer. Bir dişi yaşamı boyunca 25 yeni yumurtlama dönemine girebilmektedir.

Şekil 1.2: Yumurtalı ergin su piresi

Dişi bireylerde orta bağırsağın iki yanında yer alan bir çift yumurtalık (ovaryum) bulunur. Yumurtalar vücudun sırt kısmı ile dış kabuk arasındaki geniş boşlukta gelişiler. Ovaryum içerisinde dörtlü gruplar oluştururlar. Bunlardan sadece bir tanesi verimli olur. Diğerleri gelişme için besin ortamı oluştururlar. Bu yumurtalara yaz yumurtası denir. Ufak ve ince kabukludurlar. Bu yumurtalar döllenmeden gelişir.

Şekil 1.3: Su piresinden yavru çıkışı

Birey sayısındaki artışın bir sonucu olarak besin azlığı veya su sıcaklığındaki değişim durumunda ortamda erkek bireyler görülür. Bu erkekler bir veya iki çiftleşme organına sahiptir. Çiftleşme sonucunda oluşan yumurtalar büyük ve etrafları koruyucu zar (membran) ile örtülüdür. Böyle bir yapı onlara kötü ortam koşullarına karşı direnç sağlar. Ortam koşulları normale döndüğünde yumurtalarda partenogenetik yolla üreyen dişiler meydana gelir.

1.3. Su Piresi Üretim Yerinin Planlanması Su piresi üretim yerleri planlanırken şu konulara dikkat edilmelidir.

 Balık üretim yerinden ayrı fakat balık havuzlarına yakın bir yerde olmalıdır. 
 Üretim tankları yada havuzları direkt güneş ışığından korunacak şekilde
konumlanmalıdır.
 Ortamda taze su girişini sağlayacak su tesisatı bulunmalıdır.
 Kültür ortamına hava verecek havalandırma tertibatı bulunmalıdır.

1.4. Su Piresi Üretiminde Kullanılan Araç Gereçler

Tanklar: Hacimleri birkaç litreden 10 m3 e kadar değişebilir. Genel olarak derinlikleri 40-50 cm olmalıdır. Plastik, beton ya da polyesterden yapılan havuzlardan iyi sonuçlar elde edilmiştir. İlkel olmasına rağmen pratik ve ucuz başka bir yöntemle de havuz yapılabilir. Bu amaçla toprağa istenilen derinlikte ve ebatta çukur kazılır. Çukurun içi kalın çift kat sera naylonuyla kaplanır ve içi su ile doldurulur. Böylece bir su piresi üretim havuzu elde edilmiş olur.


Kepçeler: Su piresini doğadan toplamakta ve hasat etmekte kullanılır. Bu kepçelerin ağız çapı 10 cm ile 50 cm arasında değişir. Dayanıklı sentetik tülden yapılır. Göz açıklığı 0,5 mm den küçük olmalıdır.

Şekil 1.4: Su piresi toplamada kullanılan kepçe


1.5. Üretim Ortamının Parametreleri

 Su sıcaklığı: Daphnia’lar günlük ve yıllık sıcaklık değişimlerine karşı oldukça töleranslıdırlar. En uygun gelişme sıcaklıkları 18-25 °C dir.
 Havuz-tank derinliği : Daphnia kültürünün yapıldığı havuzların derinliğinin 40-50 cm. olması tavsiye edilmektedir
 pH : pH’nın 7.1-8.0 olduğu ortamlar su piresinin yaşaması için en uygun uygunudur.
 Tuzluluk : % 0.005′lik tuzlulukta da yaşadıklarını ve ürediklerini bildirmişlerdir. Su pirelerinin kan basınçlarının aldıkları yemlerdeki tuzlarla bilinmektedir.
 Havalandırma: Daphnia kültürünün yapıldığı ortam kuvvetli bir havalandırmayla çok iyi karıştırıldığında dişiler üzerindeki yumurta sayısının, alg üretiminin ve dişi sayısıyla populasyon yoğunluğunun arttığı bildirilmiştir
 Işık: Kültür ortamı direkt güneş ışığına maruz kalmamalıdır. Ancak ortamda bulunan ve su piresinin en önemli besini olan fitoplanktonun gelişmesi için günün belli saatlerinde belli ölçüde ışık alacak şekilde üretim ortamı
düzenlenmelidir.

2. SU PİRESİNİ ÜRETME VE HASAT ETME
2.1. Su Piresi Damızlık Temin Yöntemi

Su piresi doğal ortamda fitoplanktonca ve organik besinlerce zengin, sığ ve durgun su birikintilerinde yaşarlar. Genelde su sıcaklığının 18-25 0C olduğu mevsimlerde bolca bulunabilir. Süzme işlemi göz açıklığı 0.5 mm olan sentetik ve dayanıklı tülden yapılmış ve geniş ağızlı ( en az 50 cm) kepçeler yardımıyla yapılır. Kepçenin dibinde biriken su pireleri dikkatlice yıkanarak temizlenir. Gerekiyorsa türlere ayrılarak havalandırılan kaplarlar la veya
yarısı su yarısı hava ile dolu naylon torbalarla kültür ortamına taşınır.

Resim 2.1: Su piresinin yaşadığı doğal ortam
Resim 2.2: Doğal ortamdan su piresinin süzülmesi

2.2. Su Piresinin Üreme Rejimi

Su piresi ayrı eşeylidir. Ortamdaki bireylerin çoğunluğu dişidir. Dişi bireylerde orta bağırsağın iki yanında bir çift yumurtalık (ovaryum) bulunur. Yumurtalar sırt tarafta (dorsalde) bulunan kuluçka kesesi içine açılan bir kanal aracılığı ile bırakılır. Yumurtalar vücudun sırt tarafı ile dış kabuk arasındaki geniş boşlukta gelişirler. Yumurtalık (ovaryum) içinde dörtlü gruplar oluştururlar. Bunlardan biri gelişir. Bu yumurtalara yaz yumurtaları
denir. Bu yumurtalar döllenmeden gelişir. 

Resim 2.3: Ergin ve yavru su pireleri

Ortam koşulları bozulduğunda ( su sıcaklığının düşmesi, besin azalması gibi) dişiler kış yumurtalarını oluştururlar. Ortam koşulları normale döndüğünde erkek bireyler bu yumurtaları döller ve eşeyli üreme meydana gelir.

2.3. Su Piresi Besin İhtiyaçları

Su pireleri besin olarak bakteri, maya, tek hücreli alg (mikroalg ve 2-3 hücreden oluşan mavi-yeşil alg kolonileri ) , dip çamuru (detritus) , çözünmüş organik materyalleri kullanırlar.

Su piresi kültüründe en çok kullanılan besinler tek hücreli yeşil alglerdir. Kültürlerde genellikle Chlorella vulgaris, Scenedesmus acutus, Scenedesmus dimorphus, Scenedesmus obliquus, Ankistrodesmus falcatus, Selenastrum capricornutum ve Chlomydomanas reinhardi türleri kullanılmaktadır. Su piresi kültüründe çiftlik gübresi, kuru ot ve diğer vejetasyonlar, kepek, maya, tahıl tozu, mineral gübreler, bahçe toprağı kullanılır. Bunun yanı sıra Su piresi kültürlerinde kullanılan yapay yemler arasında alabalık yavru yemi, pamuk tohumu, soya unu, mezbaha artıkları ve yonca unu karışımı da bulunmaktadır.

2.4. Su Piresi Üretim Yöntemleri

Su piresi yetiştiriciliği yılın herhangi bir mevsiminde istenilen koşullar sağlanarak yapılabilir. Su piresi yetiştiricilik yöntemleri kısaca aşağıdaki gibi özetlenebilir.

1. Yöntem

Bu yöntem küçük çaplı üretim amacıyla kullanılan en pratik yöntemdir. Bir cam kap içerisine elenmiş 1 kg bahçe toprağı, iyice ezilmiş ve en az 10 günlük 200 gram at gübresi ve 10 litre havuz suyu konur. Havuz suyu tuzlu olmamalıdır. Hazırlanan bu karışım 3 gün kadar bekletilerek süzülür. ½ ya da ¼ oranında havuz suyu ile seyreltilerek bu karışıma su piresi aşılanır. 3 hafta sonra ortamda bol miktarda su piresinin ürediği görülür. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu akvaryumların 1/3 oranında gölgelenmesidir. Bu şekilde suyun ısınması engellenir ve su sıcaklığının 20-25 0C de sabit kalması sağlanabilir.

2. Yöntem

Havuzlarda yoğun su piresi üretimi amacıyla yağsız süt tozu, soya fasulyesi unu ve pamuk tohumu kullanılır. Havuz suyu içerisine litreye 90 gram gelecek biçimde bahçe toprağı ile 17 gram pamuk tohumu gelecek şekilde karıştırılır. Bu karışım oda sıcaklığındacam kaplarda 5 gün bekletilir. Bu sırada çürümeden dolayı gaz çıkışı meydana gelir. 5 gün sonra karışımın suyu süzülerek alınır. Havuz suyu ile seyreltilir ve sodyum bikarbonat ilavesiyle pH nın 7,2 olması sağlanır. Bu ortama su piresi aşılanarak üreme beklenir.

3. Yöntem

Ekmek mayasıyla su piresi üretildiğinde ortamdaki çoğalmanın oldukça fazla olduğu görülmüştür. Bu yöntemde 70-80 litrelik bir akvaryumda 50-60 gram ekmek mayası gelecek şekilde havuz suyu ile bir karışım elde edilir. Bu karışıma su piresi aşılanır. Su berraklaştıkça ortama maya eklenmelidir. Ancak maya suya CO2 vereceğinden ortam mutlaka havalandırılmalıdır.

4. Yöntem

Bol ışık alan ve dibinde organik artık bulunan havuzlarda fitoplankton üremesi olur. Fitoplantonun çoğaldığını havuz suyunun yeşermesinden anlayabiliriz. Fitoplanktonca zengin su elde etmek için ortama 0,27 gr/litre K2H2PO4, 0.5 gr/litre MgSO4, 0,47 gr/litre Ca(NO3)2 ilave edilebilir. Bu şekilde kendiliğinden fitoplanktonca zenginleşmiş havuz, tank veya akvaryumlara doğrudan fitoplankton aşılanır ve üreme beklenir.

5. Yöntem

Üç kısım koyun gübresi bir kısım asit fosfat ile karıştırılır. Bu karışımdan 5 litre suya 3 çay kaşığı hesabi ile akvaryum içindeki havuz suyuna koyulur. Örneğin akvaryum içinde 80 litre su var ise bu karışımdan 48 cay kaşığı konulur. Akvaryuma bir miktar su piresi ilave edilir. 3 Hafta sonra verim maksimuma ulaştırılır.

Resim 2.4: Hasat yoğunluğuna ulaşmış su piresi topluluğu

2.5. Su Piresinin Hasadı

Su piresi üretimi sırasında üretimin yavaşlatılması istendiğinde ortamın sıcaklığı düşürülerek kış yumurtası oluşması sağlanır. Bu yumurtalar toplanarak dondurularak saklanabilir. Gerekli olduğunda ise su içinde yavaş yavaş su sıcaklığı yükseltilerek yumurtaların açılması sağlanır. Üretimin en yoğun olduğu aylar mayıs – haziran ve eylül – ekim aylarıdır. Diğer aylarda üreme son derece yavaştır. Çünkü su piresinin gelişip çoğalması için gerekli olan ortam sıcaklığı bu aylarda en uygun düzeydedir.Yeteri kadar üretilen su pireleri, ihtiyaca göre yukarıda belirttiğimiz özelliklerdeki kepçeler ile süzülür. Su piresinin taze olarak tüketilmesi en çok tercih edilen yoldur. Süzülen su pireleri çok iyi bir şekilde yıkanır ve balıklara verilir.

Resim 2.5: Su piresinin süzülmesi

Resim 2.6: Süzme işlemi sonunda kepçede toplanan su pireleri

www.tarimsalfikirler.com
kaynak:MEGEP

Organik iş fikirleri 12 Adet

Gıda sektöründe organik geleceğe yatırım yapanlar kârlı çıkacak. Angusun, keçinin, süttozunun, yünün, hindinin, karidesin, istiridyenin, kerevitin, yemin organiğini üretin, daha çok kazanın. İşte riski az, kazancı çok 12 organik iş fikirleri.

1. Yünde bile organik tercih ediliyor
Ankara keçisinin tiftiği, Organik yün üretimi, organik angora yünü, organik koyun yünü, tiftik keçileri…
 Girişimciler Tekstilde organik elyaf modasını başlattı. Ankara keçisinin tiftiği sil baştan değerlendi. Dünya tekstil piyasasında organik nitelikli yüne şimdi büyük rağbet var. Fiyatlar neredeyse normalin yüzde 50 üzerinde.
Organik yün üretimi için sertifikasyon standartlan biraz farklı. Hayvan gebeliğinin son üç ayında sentetik hormon ve GDO’lu yemleri kullanmak katiyetle yasak. Pestisidler ise baştan itibaren kullanılamıyor. Bunların yerine organik bitkisel mücadele ilaçları tercih ediliyor. Parazitler daha çok tütünden elde edilen ‘topikal’ (dışsal ve yerel) bitkisel böcek uzaklaştırıcılarıyla kontrol altına alınıyor.
Hayvanların otlatıldığı açık alanlar daima denetim altında. Yünlerin yıkanması ve işlenmesinde de organik solüsyonlar kullanılıyor.
Bilhassa bebek giysi ve battaniyeleri, özel çorap ve triko kazaklar organik yünün çok kullanıldığı alanlar. Biraz zahmetli görünen üretimin tamamı ihracata gidiyor. Fiyatlar uluslararası borsa değerlerine göre belirlenip ilan ediliyor. Fiyat oluşumunda organik koyun yününün yanı sıra ‘organik angora yünü’ de artık yer almış vaziyette.
Ancak angora gibi uluslararası bir tanıma isim olmuş Ankara keçisi nedense bu tür girişimlerde henüz kendine yeterince yer bulmuş değil. Organik üretimi yok denecek kadar az. İşin kaymağını benzer türleri yetiştiren Hindistan ve diğer birkaç ülke yiyor.
Oysa ‘tiftik’ olarak anılan Ankara keçisinin yünü organik nitelikler taşıması halinde çok kıymetli. Beyaz ve parlak yün elyafının ‘kaşmir’ kadar değeri var.
Kaşmir yününün elde edildiği Keşmir keçisi ise adından da anlaşılacağı üzere Hint Yarımadası’nın kuzeyindeki Keşmirr bölgesine uyum sağlamış yerel bir keçi ırkı. Yünü çok aranıyor. Organik olan kısıtlı üretim ise sadece İngiltere’nin talebine cevap verebiliyor.
Oysa keçi, doğası gereği eti, sütü ve yünüyle organik olmaya en müsait hayvan. Biraz dikkat gösterilecek bir bakım yün üretimini tamamen ekolojik hale getirebilir.
Sadece tiftik keçileri için değil, sayıları giderek azalan kıl keçilerinin yününü de organik üretim olarak dünyaya açmak mümkün.
Tiftik keçisinin ipeksi beyazlıktaki organik yünü ise bilhassa AB ülkelerinde aranan nadide bir hammadde. Girişimcilerin bu konuda keçilerin etinden sütünden organik olarak yararlanırken, ürün portföylerine yün üretimini de katmalarında yarar var.
Organik tiftiğin ihraç edileceği başlıca ülkeler ABD, Fransa, İngiltere ve İtalya. Fiyatlar oldukça tatmin edici düzeyde.
2. Süttozunda organik sürprizi
Organik süttozları, Süt çiftlikleri, Organik süt tozları, Kaymağı alınmış süt tozu, ekolojik ürünler, Süttozu bazlı ürünler, organik sütlü çaylar, süttozundan üretilmiş ürünler, organik süttozuyla yapılan bebek mamaları…

Türkiye süttozu ithaliyle ilgili kimi zaman sorunlar yaşasa da 12 milyon ton süt üreten bir ülkede süttozu temel gıda endüstrisinin ana bileşenlerinden biri.
Diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizim de organik nitelikli süttozuna geçmemiz kaçınılmaz görünüyor. Süttozu başta bebek mamaları ve hamur işleri olmak üzere çok sayıda ürünün bünyesine giriyor, onları doğal özelliğiyle besleyici hale getiriyor. Ev mutfaklarına girmesi ise an meselesi…
Organik süttozları daha çok dünya çapında kabul edilen sertifika rejimleri altında üretiliyor. Süt çiftlikleri, süt işleme fabrikaları ve perakende ambalaj tesisleri bu denetim altında çalışıyor. Toplam süreç boyunca kullanılan hiçbir kimyasal madde veya yöntemin süte ve süttozuna zarar vermesine izin verilmiyor.
Organik süt tozlarının ambalajları genellikle özel kapaklara sahip: Çoğu ‘pullring’ olarak adlandırılan teneke kutularda. Bu kutular mühürlü olduğundan süttozu belirli standartları aynen koruyor. Muhafaza depolama ve iklimsel ortam kuralları ise çok sıkı denetime tabi.
Organik süttozunda buna rağmen her geçen gün çeşit artışı dikkat çekiyor. Her ihtiyaca yönelmiş değişik süttozları perakende piyasasında raflardaki yerini alıyor. Kaymağı alınmış süt tozu, meyve katkılı, vanilya aromalı ve doğal tatlandırıcı (stevia) içeren çeşitler en tutulanlar arasında.
Organik süttozu gıda endüstrisinde ayrıcalıklı ekolojik ürünler için de kullanılıyor. Organik temelli ürünlerin formülüne giriyor, bileşiminde yer alıyor. Organik salam sosisgibi süt dünyasıyla ilintili olmayan ürünlerin ise ana girdilerinden biri.
Bugün doğal nitelikli kozmetik endüstrisi bile dolgu maddesi niyetine süttozu kullanıyor. Organik sabun, şampuan, saç preparatları gibi ürünlerin formülünde ekolojik koşullar altında elde edilmiş süttozu var.
Pek de akla gelmeyen bu ürünlerin yanı sıra süt banyosu, nitelikli kahve katkıları,organik sütlü çaylar gibi onlarca sıra dışı ürünün içeriğine de girmiş vaziyette. Ayrıca protein karışımlarının üretiminde önemli bir yere sahip. Sporcuların kullandığı çoğu üründe yer alıyor.
Diyet ürünlerinde de organik nitelikli yağsız süttozu kullanımı giderek yaygınlaşıyor. Süttozunun mutfak ortamında tüketimini sağlayacak mamuller yeni bir trend oluşturmuş durumda.
Süttozu bazlı ürünler araştırılmaya değer bir konu. Son gelişme ise organik süt tozundan üretilmiş organik dondurmalar. Kısacası bu ürünün organik geleceğin kurgulanmasında büyük payı var. Yakın gelecekte sıvı süt yerine organik sertifikalısüttozundan üretilmiş ürünlerle tanışmak için gıda endüstrisi gün sayıyor.
Geçen ay Ingiliz Guardian gazetesi hamilelik sırasında organik süttozuyla yapılan bebek mamalarının egzama, astım ve alerjiyle ilgili sorunlara daha az yol açtığını belirten bir makale yayınladı. Bu makale kamuoyunda epey yankı uyandırdı. Mevcut kullanıcılar organik sertifikalı süttozlarını ev tipi süt ürünleri imalatında tercih etmeye başladılar. Fırsatı görenler için bu bile mükemmel bir uyarı!
3. organik kerevit çiftlikleri
Ortak adları bizim dilimize ‘kerevit’ olarak yerleşmiş tatlısu ıstakozları… Bilenler bilir, bir zamanlar İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan ünlü Terkos Gölü kerevit kaynar, piknikçiler kerevit bayramı yapardı. Başta Bafa Gölü olmak üzere Uluabat Gölü, Manyas Gölü gibi karasal tatlı su alanlarında yetiştirilen göl ıstakozu ‘astacus lep-todactylus’ şimdi artık zor bulunuyor. Hemen tüm akarsularımızda yaşayan dere ya da nehir ıstakozu ‘astacus astacus’ ise 1970’lerden sonra başlayan doğal su ürünleri ihracatı furyasında yok olup gitmiş durumda.
Soyunun neredeyse tükenmiş olması göl ve akarsularımızın sanayi tesislerinin deşarjıyla kirlenmesi yüzünden. Oysa kerevit üretimi ülkemiz adıyla bütünleşen çok kazançlı bir uğraşı olmaya her zaman aday.
Kamuoyunun Fransa’da çok tutulan ‘kurbağa bacağı’ ihracatıyla birlikte tanıdığı kerevite ‘tatlısu ıstakozu’ denmesi ise bir benzetmeden ibaret. Üstünü örten kitin tabakasından öteye bildiğimiz deniz ıstakozuyla bir akrabalığı yok.
Kerevitin en önemli niteliği doğası gereği organik beslenme ortamında yetişiyor olması. Bu nedenle şimdi karasal alanlarda sucul bitkilerin ekildiği yapay habitatlar oluşturuluyor, dünyanın belli yerlerinde kerevit çiftlikleri kuruluyor.
Organik kerevit çiftliklerinde suyun kısa aralıklarla değiştirilmesi önemli bir ayrıntı. Kuytu ve gölgelik yerleri seven kerevitlerin yaşadığı sulara yapay sığınaklar yapılıyor, gölge sağlayacak ağaç dalları havuzlar üzerine çekiliyor.
Amerika bu işin teknik açıdan merkezi konumunda… Yapay havuzların dibi suda yaşayan büyük bitkilerle donatılmış. Genellikle 25 derece olan su sıcaklığı kerevitlere rahat bir ortam sağlıyor, bol yapraklı sualtı bitkileri ise su sıcaklığını kontrol ediyor.
Ortalama havuz büyüklüklerinin 25 hektar civarında olması yeterli. Bu gölcüklerde sirkülâsyona tabi tutulan sular mevsim kısıtlamasını ortadan kaldırıyor. Böyle bir sistemde 1 hektarlık havuzdan bir sezonda 1.500 kilo ürün alınması mümkün.
Doğal bataklık özelliği taşıyan, ekonomik değeri olmayan topraklar ise bu iş için biçilmiş kaftan. Bu arazilerin amaca göre ıslahı ideal bir organik kerevit çiftliğinin kurulması için yeterli.
Pestisid ve diğer kimyasal kirleticiler doğada yetişen türler için en büyük tehlike. Dolayısıyla önceden sertifikalandınlacak alanların doğal habitat içinde oluşturulmasında yarar var. Kerevit canlı ya da işlenmiş olarak her mevsim alıcı buluyor, yüksek fiyatlarla satılıyor. ABD, Fransa, Japonya ve İspanya önemli tüketim pazarları arasında… tşlendikten sonra satışa sunulması ise katma değer marjını en az üçe katlıyor. Kalan atık kısmı ise değerli bir kalsiyum kaynağı. Kabuk ve kitinden oluşan bu bölüm balık yemi endüstrisinde katkı maddesi olarak kullanılıyor. Yılda 7 ila 8 kez kabuk değiştiren kerevitlerin çok lezzetli eti özellikle Avrupa’nın gurme mutfaklarında büyük rağbet görüyor. Protein ve mineral değeri açısından ise kıyas kabul etmeyecek kadar zengin. Halen doğal niteliğiyle Denizli Çivril’deki Işıklı Gölü’nde görülebilen kerevitin bazı özellikleri ise sadece Anadolu sularına ait…
Dibi kayalık girintileri bol olan tüm sularda doğal yetiştiricilik yapılması mümkün. Dip örtüsü çamurlu yayvan toprakla hazırlanmış yapay havuzlar ise bu işin ideal ortamı.
4. Or

Et günlük gıda tüketiminin en önemli parçası. Tüketimde kırmızı ve kanatlı eti yaygın türler. Bu sektörlerde günümüzdeki büyük sorun bir kısım yetiştiricilerin kullandığı ‘GDO’ (genetiği değiştirilmiş organizma) içeren yemlerin hayvan sağlığı ve et kalitesi üzerindeki etkileri. Hayvanlara çabuk büyümeleri için verilen ve insan organizmasına dolaylı yoldan tesir eden büyüme hormonları da bu kategoriye dâhil bir başka sorun. Kimi yetiştirici ve besiciler şimdi her zamankinden daha fazla antibiyotik kullanıyor. Pestisid, herbisid gibi kimyasal bazlı haşere kontrol ilaçları çoğu zaman yemleri enfekte ediyor, toksik hale getiriyor. Toksinler sistemik yoldan hayvanlara geçiyor, özellikle de karaciğer ve yağ dokusunda birikiyor. Dönüşümlü otlatma ve temiz barınma gibi doğal hastalık önleme yöntemleri dahi pestisid ve antibiyotik kullanımını minimize etmiyor. Çünkü tarım ilacı ve antibiyotik rezistansı had safhada!
Bu ayrıntılar düşünüldüğünde organik ve ekolojik koşullarda yetiştirilen hayvanların sertifikalı etleri çok daha sağlıklı. Yakın bir tarihte özel belgeli organik kasap dükkânlarının her yerde görülmesi kimseyi şaşırtmamalı. Dolayısıyla ekolojik yetiştiricilikle uğraşmak gelecekte en kârlı işlerden biri olacak.
Geleneksel metotlara itibar etmeyen tarzdaorganik içerikli bir et tesisi kurmak hayvan başına en az yüzde 30 maliyet farkını göze almak demek. Hayvanların organik ortamda büyümesi daha yavaş olduğundan tüm operasyon maliyeti görece daha da yükselebiliyor. Ancak, ikna edici sağlıklı koşullar ve uluslararası sertifikasyon yöntemi bu etlerin yüzde 50 daha pahalı satılmasına imkân veriyor. İşin kazancı da işte tam bu noktada… Bir başka boyut ise organik olarak işlenmiş imzalı mühürlü etlerin ikincil işlenmesiyle katma değerin daha da artması. Ekolojik salam, sucuk ve sosislerin organik işlenmesi güven duyulan yeni bir pazar oluşturmuş durumda. Velhasıl, ekolojik et üreticiliği incelenmeye değer çağdaş besicilik yöntemlerinden biri. En önemli kural hemen her şeyin işletmeye organik olarak girmesi ve finalde etin tescilli belgelerle organik olarak çıkması.
Yöntem kırmızı ve kanatlı etleri için de aynı. Çoğu zaman açık havada yemleme ve otlatma ise işin püf noktalarından biri.
5. Ekolojik Angus Çiftliği Kurmak
Etinin yüksek kalitede olması tüketim şansını artırıyor! Organik sertifikalı ‘angus’ etinin her zaman alıcısı var. Bugün için en popüler etçil kültür ırkı angus tipi sığırlar artık doğumdan itibaren ülkemizde de yetiştiriliyor.
Asıl menşei iskoçya olan ve özellikle Güney Amerika’da alt türleri geliştirilen siyah renkli bu sığır ırkının tipik karakteri et veriminin yüksek olması. Son yıllarda transgenik çalışmalarla daha iri gövdeli ‘kırmızı angus’lar da yetiştirilebiliyor.
Bunlardan özel bakım ve yemlerle organik nitelikte et alınması mümkün.
Angus kültür ırkının bir başka tipik özelliği diğer kültür ırklarına göre etinin daha lezzetli olması. Et kalitesi içerik açısından oldukça tatmin edici.
Angus ırkında gelişme hızı epey yüksek. 350 kiloluk yerli sığırın yediği organik yemle bu hayvanlar 1.500 kilolara kadar ulaşabiliyor. Büyümede günde yaklaşık 1.5 kiloluk artış hızı oldukça şaşırtıcı.
Daha az bakım masrafı gerektiren anguslarda bağışıklık sistemi çok gelişmiş. Hava koşullarından etkilenmiyor, soğuk ve sıcak havalarda bile kolay hastalanmıyor.
Mekân düzgün olduğu takdirde bu ırk zamanla yetiştiricisine alışıyor, kısa sürede yüksek et verimine geçiyor. Bu hayvanların ilginç özelliklerinden biri de kolay doğum yapmaları ve uzun süre karkas ağırlıklarını korumaları.
Yüksek masraflar nedeniyle Türkiye’de koyun besiciliği cazibesini yitirirken etçil ırk sığır yetiştiriciliği yeniden ivme kazanmış durumda.
Son yıllarda ortaya çıkan sağlık problemlerinin daha çok küçükbaş hayvanlarla beslenen toplumlarda görülmesi, genel talebi ‘daha yağsız’ olan sığır etine yöneltiyor.
Bugün Türkiye’de 11 milyon civarında sığır var. Bunun yaklaşık 4 milyonu kültür ırkı. Tüketilen 900 bin ton kırmızı et içinde sığır etinin payı yüzde 75’i buluyor. Henüz organik pazar yok denecek kadar küçük.
Pazarın ileride büyüyeceği bekleniyor.
Özellikle genç nüfusun sağlıklı protein ihtiyacı ekolojik sığır yetiştiriciliğini artık eninde sonunda endüstriyel düzeye taşıyacak. Yerli sığırlardan belli bir sürede sağlanan karkas verimi ortalama 200 kilogramı geçmezken, daha sağlıklı yetişen, et kalitesi daha iyi olan kültür ırklarıyla bu rakam oldukça yükseğe çıkıyor. Resmi kurumlar organik yetiştiriciliği bazı koşulların yerine getirilmesi şartıyla destekliyor. Devlet yetiştiricilik için teknik bilgi de veriyor. Kısacası et ırkı organik sığır yetiştiriciliği yer ve mekân problemi olmayan noktalarda kolayca kurulabilecek cazip bir iş.
6. Ekolojik koşullarda yetiştirilen organik hindi eti
Tüm dünyada organik hindi etine doğru da ciddi bir kayış var. Hindi eti sağlığına düşkün ‘fit’ nitelikleri önemseyen bilinçli tüketiciler tarafından tercih ediliyor. Kolesterol yüksekliği sorunu yaşayanların en fazla tükettikleri protein kaynaklarından biri de yine hindi eti.
Ekolojik koşullarda yetiştirilen organik hindi etinin en önemli özelliği neredeyse yağsız olması. Hem organik hem de besleyici bu etin özellikle A-B sosyoekonomik tüketici grubunda ilgi uyandıracağı kesin gibi.
Organik hindi etinin dikkat çekici özelliği kırmızı et kadar B12 vitamini içermesi. Ayrıca insan organizmasına dinginlik sağlayan bazı aminoasitler hindi etinde daha fazla. Örneğin ‘triptofan’ gibi kimi maddeler bu konuda ayrıştırıcı bir örnek.
Belli ırktan hindiler açık alanda sertifikalı doğal yemlerle beslendiğinde daha lezzetli oluyor, et kalitesi yükseliyor. Organik deyince yalnız ‘ekolojik hindi eti‘ değil; organik nitelikte ‘hindi salamı’, ‘hindi sosisi’, ‘hindi sucuğu’, ‘hindi fümesi’ gibi onlarca ‘hindi ürünü’ akla geliyor. Kırmızı hindi etinden çekilen kıymaları ise gerek görüntü gerekse lezzet yönünden organik dana kıymasından ayırmak çok zor. Organik hindi etinin yakında fiyatıyla da kırmızı ete iyi bir alternatif olması bekleniyor. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyen girişimciler için ticari örnekler var. Çoğu ABD orijinli bu başarı öykülerini girişimci adayları elektronik ortamda diestelturkey.com sitesinden inceleyebilirler.
Bu vesileyle Türkiye’de organik sertifikası veren uluslararası sertifikasyon kuruluşları hakkında da biraz bilgi vermek isteriz: Bizim tespitlerimize göre Türkiye’de Tarım Bakanlığı tarafından kontrol yetkisi verilmiş 21 kontrol kuruluşu bulunuyor. Bunlarekolojik tarım koşullarına uygun tüm üretimleri denetliyor, ortam kalitesiyle birlikte nihai ürün için organik sertifikası veriyor.
Gelişmiş teknolojiyle faaliyet gösteren bu firmalar aynı zamanda organik yetiştiricilikle ilgili zengin bilgi birikimine de sahipler. İşin incelikleri, hedef ürünle ilgili standartlar konusunda müracaatçıları bilgilendirip eğitiyorlar. Bu firmalara elektronik ortamda ulaşmak mümkün.
Ancak daha önce 2004 yılında Tarım Bakanlığı tarafından yayınlanmış 5262 sayılı ‘Organik Tarım Yasası‘ ile 2005 yılında 25841 sayılı Resmi Gazete’de çıkan ‘Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’ başlıklı duyuruların incelenmesinde yarar var. Yönetmelik bitkisel, hayvansal ve su ürünleriyle ilgili ‘ girdilerin organik tarım koşullarına uygun olarak üretilmesi, hasadı, toplanması ve işlenmesini anlatıyor. Ayrıca ambalajlama, depolama ve pazarlama bilgileri de var.
7. Organik et üretiminde ilk akla gelen kaynak bildiğimiz keçiler.
Keçi doğada serbestçe büyümeye alışmış çeşitli kültür ırklarından oluşan bir tür. Hemen hepsi dağ bayır gezen, ekolojik ortamda ot ve ağaç sürgünlerinin en nadide yerlerini yiyerek beslenen hayvanlar.
Bilindiği üzere yurdumuz kıl keçisi yetiştiren bir ülke. Et ve süt verimi çok düşük olan kıl keçileri aslında organik yetiştiriciliğe uygun. Fakat doğaya zararlı davranışları ve serbest otlanma alışkanlıkları bu işe yatırım yapanların karşısına bazı sorunlar çıkarıyor.
Bu nedenle yeterli arazisi olan girişimciler ekolojik standartlara uygun modern ünitelerde ‘et ırkı keçi’ yetiştirebilir. Tarım Bakanlığı’ndan gerekli izinler alınarak damızlık sertifikalı etlik keçi ithal etmek şimdi serbest. Ancak ithalatçı olmanın koşulları var. Bunlar damızlık çiftliği kurulmasıyla ilgili kuralları da içeriyor. Gerekli bilgileri tarım il müdürlüklerinden veya doğrudan Tarım Bakanlığı’ndan almak mümkün. Yetiştiricilik faaliyetlerine devlet destek veriyor. Yatırım yapacak girişimcilerin öncelikle 18 Mart 2010 tarihinde yayınlanan 27525 sayılı Resmi Gazete’yi incelemesinde yarar var.
Şu anda kültür ırkı damızlıklar için en iyi kaynak Avustralya’da. Ayrıca Yeni Zelanda’da da ihracatçı firmalar var. ithalat genellikle özel kargo uçaklarıyla yapılıyor. Bu konuda gerekli bilgileri ve fiyat düzeylerini
australianboergoat.com.au adresinden öğrenmek mümkün. Kurumsal sitede konuyla ilgili tüm bilgiler bulunuyor.
Et ırkı keçilerin doğal yemle beslendikleri takdirde kısa zamanda ağırlıkları 100 kilogramı geçiyor. Bunların süt verimleri ise yerli ırklarla aynı. Et ırkı keçilerin beslenmesi daha kolay, kısa zamanda et tutuyor ve karkas niteliği dana etini aratmıyor. Modern bir ekolojik çiftlikte et üretimi amacıyla keçi yetiştiriciliği yapmak verimlilik açısından büyükbaş hayvanlara göre daha cazip. Uzmanlar bunu yüzde 35-45 daha fazla kazanç olarak ifade ediyor. Keçilerde organik olması koşuluyla yem seçiciliği yok gibi.
Et ırkı keçilere yatırım yapmayı planlamak kaçırılmayacak bir girişimin başlangıcı olabilir. Resmi Gazete’de tarımsal üretime yönelik düşük faizli yatırım ve işletme kredisi kullandırılmasına ilişkin tebliğin açıklaması da bulunuyor.
Daha fazla teknik bilgi için USDA sertifikasına da sahip olan Avustralya menşeli et ırkı keçi işletmelerine şu adresten ulaşabilir, ilginç bilgiler edinebilirsiniz:
theorganicmeatcompany.com.au Bu adreste sadece keçi değil koyun, sığır ve kanatlı hayvanlar hakkında değerli bilgiler var.
Dünya çapında uzman kuruluşun iddiası sertifikalı doğal yemlerle beslenen hayvanların etlerinde omega 3 yağ asitleri ile CLA [konjuge linoleik asit] değerlerinin çok yüksek olduğu yönünde. En ilginç ayrıntı ise organik keçi etinin anti kanserojen nitelikler taşıdığı iddiası…
8. Organik Tatlı Patates Yetiştirmek
Organik ürünlere aşina insanların beslenme değeri yüksek ürünlere olan talebi giderek artıyor. Şimdiden kolay yetiştirilen organik bitkiler için çoğu ülkede ciddi hazırlıklar var. Az miktarda suya ihtiyaç duyan bu bitkilerin başında ise tatlı patates var.
Tatlı patatesin yapısının ve yetiştirilmesinin esasen organik olduğunu çoğu kimse bilmez. Fiyat farkı itibariyle normal patatesten daha pahalı bir ürün. Şeker içeriği çok zengin! Vitamin, mineral yönünden ilginç özelliklere sahip. Nişasta yapısı da kendine özel. Yumru kök olması dışında bildiğimiz patatesle pek yakınlığı yok. işin aslına bakarsanız ‘tatlı patates’ yakıştırması bir benzetmeden ibaret… Bu ilginç bitkinin asıl adı ise dünya dillerinde geçen şekliyle ‘yam’…
Haşlandığında lezzeti aynen kestane tadında. Hemen her yerde kullanılabiliyor. Bazı ülkelerde pastacılığın baştacı. Fırıncılıkta da yeri var. Örneğin ekmeklerin formülüne lezzet katkısı amacıyla giriyor…
Tatlı patates (ipomoea batatas) en çok Çin’de yetiştiriliyor. Dünya üretimi 180 milyon ton civarında. Çin bu miktarın yarısını üretiyor. Tatlı patates iyi nem tutuyor. Bu özelliği kuraklık riski olan alanlar için bir nimet.
Uygulamalar Çin’in bazı bölgelerinde olağanüstü sonuçlar vermiş durumda.
Şeker içeriğinin yüksek olması pancar muadili olarak şimdiden şeker fabrikalarının ilgisini çekiyor. Dahası, mısır, pirinç ve buğdaya alternatif olabilecek nişastalı bitkilerden elde edilen ara maddelerin en değerli olanlarını bünyesinde bulunduruyor.
Kabuk ve kalibrasyon artıkları besleyici değeri yüksek hayvan yemi olarak tüketiliyor ya da alkol yapımında kullanılıyor.
Tatlı patatesten elde edilen alkol içeriği yakıt hücreleri için mükemmel bir kaynak aynı zamanda. 2020’den itibaren çoğu ülkede hibrit araçlar bu yakıtla çalışacak. Örneğin Brezilya bu işi çok sıkı tutuyor, yetiştirme maliyetini düşürmeye çalışıyor. Zahmetsizce yetiştirilen tatlı
patatesin ilginç özelliklerinden bir diğeri de bildiğimiz plastik üretiminde devrim yaratması! Uzun bir prosesten sonra bitkinin içeriğinden çevreci çabuk çözünen plastikler elde ediliyor. Tatlı patatesten elde edilen ekolojik plastikler yeni bir dönemi başlatmak üzere. Fakat bu gelişme onun organik karakterine zarar verecek türden zararlı bir ayrıntı değil.
Tatlı patatesin en önemli özelliği ise, organik üretim dışında klasik tarım metotlarını kabul etmemesi. Aksi takdirde aromatik özelliklerini yitiriyor, tadı bozuluyor. ‘Yam’ zaten tüm dünyada organik menşeli ürünlerin prototipi unvanını şimdiden kazanmış durumda. Girişimciler ürünün yaygın adı olan ‘yam’ tanımıyla internette arama yapıp bu bitkinin yetiştirme özelliklerini öğrenebilirler.
9. Organik Karides Yetiştiriciliği Çok Kazançlı Bir Girişim
Karidesler deniz tabanında ‘rezidü‘ olarak bilinen kirlilikten çok etkilenen canlılardan biri. Tıpkı midye örneğinde olduğu gibi karidesleri kontrollü ekolojik ortamda yetiştirip organik sertifikasıyla satışa sunmak mümkün. Yetiştiricilik için yumurta, kreş veya aklimasyon tankları gerekiyor. Yumurta transferi uzmanlık isteyen bir konu. Yavru yumurtadan çıktıktan sonra hasat üç ila altı ay içinde yapılabiliyor. ABD’de son derece kontrollü koşullar altında büyük tanklar yerine doğal tuzlu su galerileri açılarak yapılan yetiştiricilik henüz deneme safhasında. Bu kazançlı iş için geliştirilmiş daha başka teknikler de var.
Sistemde pompalar, havalandırıcı üniteler ve su değişimi mekanizmaları kompleks bir yapı içeriyor. Finalde kilogram başına maliyetin 3 dolar düzeyinde olması bu işi kırsal alanda oldukça cazip kılıyor. Yapay göletlerde bu maliyet biraz daha yüksek… Karides üretimi esasen organik nitelikli endüstriyel bir uğraşı. Küresel üretim 1,8 milyon ton civarında ve yaklaşık 12 milyar dolarlık bir pazarı ifade ediyor. ABD, Çin, Tayland, Brezilya, Meksika ve Ekvator en büyük üreticiler. Hastalıklara duyarlı olan organik nitelikli karides çiftliklerinin ‘monokültür’ anlayışı içinde özel alanlarda yetiştirilmesi gerekiyor. Şimdi deniz ortamından çok tecrit edilmiş karasal göletlerde yetiştiricilik yapılıyor. Sadece ’kuluçkahane’ adı verilen kapalı tanklarda yavru üretimi yapan satan işletmeler de var. Bunlar şimdiden bir alt sektör oluşturmuş durumda. Yumurta sayısı çok yüksek olan karideslerin verimliliği ekolojik koşullarda tatmin edici. Yüksek kesimler hariç Türkiye’nin iklimi ve kıyıların sucul özellikleri karides yetiştiriciliğine oldukça uygun. Sıcak iklim özelliği gösteren Akdeniz kıyıları ise dünyadaki ideal bölgelerden biri… En çok ilgi gören çeşit ise lezzeti ve görüntüsüyle jumbo’ olarak bilinen iri boydaki karidesler.
Karides Türk mutfağına henüz tam yerleşmese de yavaş yavaş balıkçı tezgâhlarında önemli bir yer işgal etmesi, Türk mutfağı için ümit vaat ediyor. Bu işe yatırım yapacak girişimciler önce ithalat yaparak bu pazarı tanıyabilir hatta kendi markalarıyla donmuş ya da taze karidesleri piyasaya sürerek ürünlerini şimdiden markalaştırabilirler.
Kısacası organik menşeli karides işine merak saran girişimcilerin doyurucu bilgilere ulaşması için ‘U.S. Marine Shrimp Farming Program’ (usmsfp.org) ve ‘The National Shellfisheries Association’ (shellfish.org) web sitelerini ziyaret etmelerinde yarar var.

10. Kabuklu Deniz Ürünleri Yetiştirmek
Kabuklu deniz ürünlerinden midye, istiridye gibi yumuşakça türleriyle yengeç, karides, ıstakoz gibi kabuklular ‘ötrofikasyon’ [eutrophication] olarak bilinen su kirliliği nedeniyle organik olmaktan giderek uzaklaşıyor.
Karasal alanlarda kullanılan pestisid, herbisidler yeraltı akıntıları ve akarsularla denize karışıyor, bu canlıların dokularında birikiyor.
En iyi yöntem suyu bir anlamda ekolojik unsurlarla takviye edip bu canlıları organik ortamda yetiştirmek. Şimdi bu yöntemin ilgi çekici örnekleri var. Doğal ortamda yetiştirilen kabuklular organik yemlerle besleniyor, etinde kadmiyum kurşun gibi ağır metal kirleticilerin birikimine izin verilmiyor. Bizim deniz ürünleri kültürümüzde ise inorganik maddeleri bünyesinde toplamayan doğal midyenin özel bir yeri var. Örneğin çıtır sosla kaplanmış tavası çok seviliyor, istiridye ise pek tanınmamasına rağmen çiğ ve pişmiş şekliyle en değerli gıdalar arasında. Yapılacak girişimin ilk adımı bu tür ürünleri kontrol altında yetiştirmek. Su kalitesinin iyileştirilmesi plankton zengini bir ortam yaratılması çok önemli.
Midyeler su içine yerleştirilmiş halatlar vasıtasıyla kontrollü bir şekilde yetiştiriliyor, suya dikey olarak sarkıtılan halatlara yapışan midyeler kontrollü ortamda hızla büyüyor. Deniz sürekli dalgalı ya da gel git benzeri akıntılara sahip ise ekolojik yetiştiricilik daha da kolaylaşıyor. Midyenin bazı toksik maddeleri ve ağır metal olarak bilinen zehirli metalik unsurları depolaması insan sağlığı için büyük risk. Çiftlik yetiştiriciliği bu süreci kontrol altına almakla kalmıyor, hasadın bereketli olmasını da sağlıyor. Çiftlik midyesi sürekli toplanmasına rağmen hızlı üreme nedeniyle hasat yıl boyu devam ediyor. İstiridyeye piyasa dilinde kimi zaman ‘tarak’ adı verilse de ayrı bir tür. Midyeden değerli ve çok daha lezzetlil Gurme restoranlarda, balıkçı tezgâhlarında aranan bir deniz ürünü…
Alışkanlığa göre çiğ ya da pişmiş olarak yeniyor. İstiridyenin biyolojik anlamda çok çeşidi var. Büyüklüklerine ve cinslerine göre sınıflandırılıyor. Genellikle ‘lüks gıda’ olarak değerlendirilen istiridyenin besleyici özelliklerinin yanı sıra afrodizyak niteliklerinin bulunması onu daha da değerli kılıyor. Doğal avcılığı yapılmakla birlikte her yerde rastlanmaması, onu zengin sofralarının lezzeti haline getirmiş durumda. İstiridye ise sürekli temiz su isteyen bir ürün. Kirli sularda ağır metalleri tıpkı midye gibi bünyesinde topluyor. Bu açıdan organik kontrollü endüstriyel yetiştiricilik en sağlıklı yöntem. Sadece istiridyeler özel çanta veya kafeslere konuyor, birkaç aylık süreyle olgunlaşma tankları içinde askıda tutuluyor. Ağ döşenmiş özel tasarımlı konteynırlar bu iş için çok uygun. İşe midyeyle başlayıp zaman içinde diğer türlere geçmek mümkün. Bunun için müsait yerlerde devletten deniz yüzeyini kiralamak gerekiyor.
11. Tilapia tatlı su balığı yetiştiriciliği
Tilapia tatlı su çipurası, karasal kültür balıkçılığı, tilapia balığı, ekolojik ihtiyaçlar, tilapia balıkları, Kontrollü yetiştiricilik yapmak, Organik yetiştiricilik, tilapia çiftlikleri, alabalık yetiştiriciliği…



Tilapia tatlı su çipurası olarak da anılan, hem ot hem de et kaynaklı besinlerle beslenen lezzetli bir balık türü. Tatlı su balığı olmasına rağmen sert sularda da yaşayabiliyor. Birçok çeşidi var. Hemen hepsinin eti lezzetli. Anadolu Yarımadası düşünüldüğünde akarsulara ve göllere iyi uyum gösterdiği biliniyor. Mevcut göstergelere göre Türkiye’de bugün 80 bin tonlara ulaşan alabalık ağırlıklı karasal kültür balıkçılığı var. Bu sektörün gelişmesine katkıda bulunacak bir başka seçenek ise işte bu tilapia balığı.


Rezidü kontrollü yetiştirilmesi halinde ekolojik ihtiyaçları karşılayacak balığın sertifikalı olmak kaydıyla kolayca ihracı mümkün. Fiyatı çoğu zaman alabalığın üzerinde…
Tilapia’yı ‘monokültür’ ortamında yetiştirmek isteyenlerin şansı biraz daha fazla. En azından ‘kontaminasyon’ olarak bilinen çeşitli bulaşık unsurlardan arındırılması etinin nefasetini artırıyor, fiyatını daha da yükseltiyor. Sert sulara dayanıklı olmaları nedeniyle 1970’li yılların ortalarında ilk kez Burdur Gölünde yetiştirilen tilapia balıkları sıcak iklimde çok daha hızlı gelişiyor. Sıcak suların verimliliği hem yüksek hem de balığın doğasına uygun.
Tilapia balıkları benzer türler arasında en hızlı büyüyen ırklar arasında. Kontrollü yetiştiricilik yapmak için karşı cinsleri aynı havuzlarda büyütmemek gerekiyor.Organik yetiştiricilik için havuz ve göletlerin doğal habitata sahip olması yeterli. Önemli olan verilen yemlerin organik nitelik taşıması. Balıklar hemen her şeyi yediği için yem seçiminde ekolojik kriterlere harfiyen uyulması şart. Bu konuda sayıları 18′e ulaşan su ürünleri fakülteleri veya yüksekokullarımızdan bilgi alarak yeni bir tesis kurmak mümkün. Beslenme konusunda en kolay türlerden biri olan tilapia’nın ihraç fiyatları da oldukça tatmin edici.
Tilapia’nın ihraç amaçlı işlenmiş şekilleri de var. Bunlar katma değer marjını genişletiyor, kazancı artırıyor. Tutulan çeşitler arasında füme ve fileto edilmiş hazır yemekler dikkat çekiyor. Gerek lezzet gerekse organik nitelikler açısından sertifika taşımaya elverişli olan bu balığın yumurta aşamasından itibaren üretilmesi çok basit. İklim niteliklerine göre organik yetiştiricilik yapılacak türleri ise işin uzmanlarıyla görüşmekte yarar var. Tilapia havuzlarının diğer balıklardan ayrı tutulması işin önemli ayrıntılarından biri. Türler arasında melezleme yoluyla en verimli ırkın çevre adaptasyonu da yapılabilir. Yaygın alabalık yetiştiriciliğinin yanı sıra safkan tilapia çiftliklerine organik metotlarla geçiş yapmak bu işe gönül vermiş yetiştiricilere daha fazla kazanç sağlayabilir.

12. Özel Yem Üretimi
Balık ve su ürünleri yetiştiriciliğinde türe özel yem üretimi önemli. Bu amaçla küçük hacimli tesisler kuruluyor, ihtiyaca özel yem üretimi yapılıyor. Amerikalıların ‘tailor made’ olarak ifade ettiği ısmarlama ağırlıklı yemlerin ana maddesi ise alg ve bazı deniz yosunu türleri.
Çeşitli protein kaynaklarıyla zenginleştirilen özel yemler ‘carnivore’ [etçil, etle beslenen] balıklar için üretiliyor. Bunların çoğu organik yetiştiricilikte kullanılabilecek nitelikte. Ana dolgu maddesi deniz yosunlan.
Deniz yosunları sadece yem sanayisinde değil, genel tarım faaliyetlerinde de kullanılıyor. Bu açıdansucul yosun yetiştiriciliği başlı başına kazançlı bir uğraş.
Deniz yosunları üzerinde ihtisas kazanmış bazı sertifikasyon kuruluşları ise bunlara rahatça organik yem sertifikası veriyor.
Yosunların kurutma tekniğini ve karışım reçetelerini iyi bilmek şart. Bu sırlara aşina Uzakdoğulu girişimciler işin tipik bir endüstri haline gelmesine yol açmış durumda. Şimdi Amerika ve Avrupa’daki bazı girişimciler yem üretimi dışında yosunlardan yalnız vitamin, protein ya da pektin benzeri maddeler elde etmekle kalmıyor, özel reçetelerle süper bitki ‘coşturucuları’ da imal ediyor.
Bu türden yosunlar bazı işlemlere tabi tutularak başta organik endüstrisi olmak üzere tarımda da kullanılıyor.
Bu sayede organik bitkiler doğal yoldan hormon niteliğine sahip uyarıcıları algılıyor, sağlıklı biçimde gelişiyor. Oysa bu maddeler hormon olmadığı gibi, bildiğimiz klasik gübre sınıfına da girmiyor.
Yosun ve alglerin tarımda kullanılması sadece belli çeşitlerle sınırlı değil. Geniş yapraklı yosunlardan elde edilen saf ekstraktlar [özütler] mükemmel bir yem hülasası olarak büyükbaş, küçükbaş hayvanlara da veriliyor. Ayrıca hidroponik yetiştiricilikte (topraksız tarımda] yosun ve alglerin doğrudan büyük yeri var.
İster havuzlarda kültür amaçlı yetiştirilsin, ister doğal olarak denizlerden hasat edilsin, yosun ve algler yeni bir kazanç kapısı.
Son yıllarda dikkat çeken mikroskobik alg türleri ise insan sağlığı yanında bitkiler için de mucize sonuçlar yaratıyor. Yosundan bitkisel beslenme preparatları üretimi şu sıralar oldukça popüler.
Pratikte her türlü alg ve yosun tuzlu sudan arındırılıp kurutulduğunda içerdiği mineral madde kompozisyonu nedeniyle mükemmel nitelikte birer süper gübreye dönüşüyor.
Daha fazla bilgi için üniversitelerimizin botanik bölümlerine başvurarak derinlemesine bilgi almak mümkün.
Nur Demirok / Para Dergisi

Çok karlı bir yatırım

Pazarın büyüklüğü 80 milyon lirayı buldu. Bu özel ürüne ilgi her geçen gün artıyor..  

Kârlı bir yatırım
Enginar yetiştiriciliği

İdriz Çokal’ın haberi

Sağlıklı beslenme uzmanlarının tavsiye listesinde yer alan, karaciğer dostu enginara ilgi her geçen gün artıyor. Bu yıl Türkiye’de enginar üretiminin 40 bin tonu bulması bekleniyor. Pazarın büyüklüğü ise 80 milyon lirayı buldu…
TÜRKİYE yıllık 45 milyon tonu bulan sebze üretimiyle bu alanda dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. Halen 8 milyon ton civarındaki ihracatta da artan bir trend dikkat çekiyor. Gerek iç piyasa gerekse ihracattaki değeriyle dikkat çeken sebzelerden biri de enginar…
Enginar, sağlık açısından en çok tavsiye edilen sebzelerden… Sağlıklı beslenme uzmanlarının, sağlıklı yaşam koçlarının hemen hepsi enginar tüketimi tavsiye ediyor. ‘Karaciğer dostu’ olarak bilinen enginara ilgi, bu tavsiyelerin de etkisiyle günden güne artıyor. Manavlarda ve marketlerin reyonlarında enginar için özel yerler hazırlanmaya başlamış durumda.
Türkiye’nin enginar üretimi, 1989’da sadece 11 bin ton civarındaydı. 2010’da bu rakam 37 bin tona ulaştı. Bu yıl ise 40 bin tonu geçeceği tahmin ediliyor. Enginar piyasasının yıllık büyüklüğü ise 80 milyon lira olarak hesaplanıyor. Enginarın tanesi İstanbul Hali’nde 1-1.5 lira arasında satılıyor.
SOĞUK HAVA HASADI GECİKTİRDİ

Enginarın şu sıralar tam mevsimi. Normal hasat dönemi mayıs başında… Ancak bahar ayları sıcak geçmediği için bu yıl mayıs ortası ve sonuna kaldı. Şu anda piyasadaki enginarlarsa daha sıcak iklime sahip Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Lübnan’dan geliyor. Bu iki ülkede hasat tamamlanmak üzere…
Türkiye’de enginar üretimi ağırlıklı olarak Ege ve Akdeniz şehirlerinde yapılıyor. İzmir, Aydın, Denizli, Manisa, Alanya, Antalya, Adana, Mersin ve Hatay’da ciddi miktarda üretim var. Bu hafta sonundan itibaren Türkiye’de üretilen enginarlar piyasaya girmeye başlayacak.
Marmara Bölgesi’nde ise Bursa’nın köyleri öne çıkıyor. Coğrafi olarak İstanbul’a yakınlık avantajını iyi kullanan Bursa’nın Hasanağa Köyü, enginarını markalaştırmış durumda. Birçok yerde ‘Hasanağa Köyü enginarı’ diye satılıyor.
YARISI İSTANBUL’DA TÜKETİLİYOR

Enginar tüketiminin yarısından fazlası İstanbul’da tüketiliyor. Haliyle piyasayı İstanbul belirliyor. İstanbul Meyve Sebze Komisyoncu ve Tüccarları Derneği Başkanı Burhan Er, Aydın’daki bir enginar tarlasında aşık olup evlenen bir isim. Enginarla sadece ticari değil, özel bir bağı var. O nedenle enginarla ilgili söyleyecek çok sözü olan biri. Burhan Er, enginar pazarının her geçen yıl büyüdüğüne dikkat çekiyor. Şu anda halden çıkan enginarların ağırlıklı olarak KKTC ve Lübnan’dan geldiğini söyleyen Burhan Er, yakın zamanda Adana, Hatay, Mersin, Alanya ve Aydın’da hasat döneminin başlayacağını söylüyor. Enginar üreticisinin bir dönemler iyi kazandığını, ancak son yıllardaki maliyet artışlarının yüksek olduğunu söyleyen Burhan Er, şunları söylüyor:
“Türkiye’de ekim politikası yok. Bir yıl çok, öbür yıl az oluyor. Türkiye’nin hangi bölgede neyi ekeceğine, ne kadar ekeceğine karar verilmeli. 1980 öncesi hayvanlarımızı ihraç ederdik. Bugün et ithal eder noktaya geldik. Sebze-meyvede de bu duruma düşmeyelim. Türkiye’de toplam 45 milyon ton sebze yetişiyor. 18 milyon tonu resmi olarak tüketiliyor. Sekiz milyon ton ihracat var. İki milyon ton da firesi var. Toplam 30 milyon ton kayıt altında. 15 milyon ton kaçak, kayıt dışı var. Sağlıklı mı, değil mi onu bile bilmiyoruz. Devletin tarımda bir ekim politikası olmalı. Enginara gelince… Teşvik verilirse ekim alanları artar. Planlı üretim yapılmadığı zaman çiftçi zarar ediyor, ekimden uzaklaşıyor. Enginar tarlasında aşık olup evlenmiş biriyim. Enginar veya başka tarım ürünlerinde devletin regülatör rolü üstlenmesiyle çiftçinin zarar etmesi önlenmeli. Planlı bir şekilde teşvik etmeli. Yoksa zarar eden üretici üretimden vazgeçiyor.”
ENGİNARI MARKA YAPTILAR

Bursa’nın Nilüfer ilçesine bağlı Hasanağa Beldesi, enginar üretimiyle öne çıkmış bir yer. Belde gençleri Bursa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikalarda çalışırken, 40 yaş üstü aileler ise enginar üretimiyle ilgileniyor. Beldenin neredeyse tamamı enginar üretiyor. İsimleri İstanbul’da marka bile olmuş. Birçok manavda Hasanağa enginarı diye satılıyor. Mayıs sonunda festivalleri de var. Dünyanın ilk enginar festivali bu beldede düzenleniyor. Hatta bu yıl dördüncüsü yapılacak.
Recep Uyar da 2001 yılından bu yana beldede enginar üretimiyle uğraşan isimlerden biri. 50 dönüm arazide üretim yapan Uyar, sadece üretmekle kalmamış, enginarı şişeleyip konserve haline getirmiş. Yalnız maliyet artışından yakınan Uyar, “50 dönüm alanda üretim yapıyorum. 2001’den bu yana üretiyoruz. Maliyetlerimiz giderek artıyor. 2001’de bir gübre çuval 8 lirayken enginar 50 kuruştu. Bugün gübre 45 lira oldu, enginar 1 liranın biraz üstünde. Maliyetlerimiz aşırı artıyor. Ama ürün fiyatı aynı oranda artmadı. Bu şartlarda nasıl kazanacağız? Enginar üreticisi olarak ürün çeşitliliğini artırmaya çalışıyorum. Konservesini yapıp şişeye koydum. Şu anda İstanbul’a özel müşterilerime gönderiyorum. Sermaye bulabilirsem işi büyütmek, kendi işimi yapmak istiyorum” diyor.
Hasanağa Beldesi’nde üretimden ticarete atılan Hüseyin Akkaya ise geçmişte 100 dönüm üretim yapmış bir isim. Akkaya, “Bir dönem iyi para kazandık. Sonra üretime ara verip ticaretini ve nakliyesini yapmaya başladık. Bizim köyde tarımla uğraşanların çoğu enginar üretir. Enginar hayatımızın bir parçası” diyor.
Enginarın bilinen faydaları

* Kanı temizleyip karaciğeri korur. Karaciğerin kendini yenileme yeteneğini artırmaya yardımcı olur. Karaciğer hücrelerinin ölümünün azalmasını sağlar.
* Kolesterol seviyesini ayarlar. Kolesterol biyosentezi üzerinde etkili olduğu için kandaki kolesterol seviyesinin ayarlanmasına yardımcı olur.
* Sindirimi kolaylaştırıp yorgunluğu giderir. Zehirli maddeleri ve yorgunluk maddelerini idrarla dışarı atarak vücuda dinçlik verir.
* Beyin yorgunluğuna iyi gelir. Kalp adalelerini kuvvetlendirir. Kalbi rahatsız eden üre ve kolesterolü düşürerek rahat çalışmasını sağlar.
* Mide ve bağırsakları dezenfekte ederek ishali durdurur. Karaciğerde safra salgılanmasının artmasına etki ederek hazımsızlık ve diğer sindirim şikayetlerinin azalmasına yardımcı olur.
* İdrar söktürücü özelliği vardır. Böbreklerdeki üre konsantrasyonunu sağlayarak diürezin artmasına öncülük eder.
Dönüm başına maliyet 1.000 TL

Enginar, yılın iki döneminde dikilebiliyor. Kasım veya mart ayı dikim için uygun. Bir dönüm araziye yaklaşık 800 ila bin fide dikilebiliyor. Fideler ortalama 30 kuruştan satılıyor.
Enginarın önemli bir özelliği var. İlk yıl fideyi diktikten sonra altı yıl boyunca o fideden ürün alabiliyorsunuz. Yani altı yılda bir fide maliyeti karşınıza çıkıyor. Bakım, sulama, icar paralarıyla birlikte dönüm başına toplam maliyet bin lirayı buluyor. Ürünün hasadıysa mayıs sonunda başlayıp haziran sonunda tamamlanıyor.
Yıllar itibariyle enginar üretimi (Ton)
1989 11000
1990 9240
1991 10000
1992 11000
1993 10000
1994 11500
1995 11600
1996 18000
1997 20000
1998 24500
1999 26500
2000 25800
2001 24500
2002 26500
2003 27000
2004 28000
2005 30000
2006 36000
2007 35007
2008 33807
2009 36320
2009 34 859
2010 36573
Kaynak: TÜİK  
Enginar fiyatlarının seyri (Ortalama, TL)
2005 2006 2007 2008 2009 2010
1.02 1.21 1.52 1.57 1.87 2.85
Para Dergisi

Çekirge Çiftliği Kurdu Tanesini 6 Sente Satıyor

Balıklarına yem ararken çekirge ihracatçısı oldu

Antalyalı iki girişimcinin kurduğu Türkiye’nin ilk çekirge üretme çiftliğinden, aylık 250 bin çekirge Avrupa ülkelerine canlı yem olarak gönderiliyor.

Antalya’nın Kurşunlu Köyü’ne 350 bin YTL’lik yatırımla çekirge çiftliği kuran Selami Gökgöl, tanesini 6 sentten Avrupa’ya ihracata başladı.  Talebe yetişemediğini söyleyen Gökgöl, 72 bin dolarlık sipariş almasına karşın 24 bin dolarlık canlı çekirge satışı yapabildiğini belirtti. ANTALYA’nın merkeze bağlı Kurşunlu Köyü’nde 350 bin YTL’lik yatırım yaparak kurduğu çekirge çiftliği ile Türkiye’de bir ilki başlatan işadamı Selami Gökgöl, Avrupa ülkelerine ihracat yapıyor. Selami Gökgöl, Avrupa’dan ayda 72 bin dolarlık sipariş almasına karşın, 24 bin dolarlık canlı çekirge satışı yaptığını belirtti. Çekirgenin tanesini 6 cente sattığını belirten Gökgöl, Avrupa’daki petshopların (hayvan satılan dükkan) çekirgelere büyük ilgi gösterdiğini anlattı.
PETSHOPLAR TERCİH EDİYOR: 
Profesyonel rehberlik yapan Selami Gökgöl, 3 arkadaşı ile birlikte 350 bin YTL’lik yatırım yaparak, Kurşunlu Köyü’ne çekirge çiftliği kurdu. Gökgöl, Almanya’dan getirdiği damızlık çekirgeleri çiftleştirerek, burada çoğalmalarını sağladı. Avrupa’daki petshoplardaki iguana, kertenkele, bukalemun, kurbağa, kaplumbağa ve bazı yılanların çekirgeyle beslendiğini anlatan Selami Gökgöl, yetişkin bir çekirgenin protein bakımından yarım kilo dana kıymaya eşit olduğunu iddia etti. 
KONSERVE ÇEKİRGE İSTEYEN VAR: 
Çekirgeye en büyük talebin Almanya, Hollanda ve Avusturya’dan geldiğini anlatan Selami Gökgöl, “Gelen talepleri karşılamak için bir ara damızlıkları bile göndermek zorunda kaldık” dedi. Haftada 300 bin çekirge talebi geldiğini, ancak bunun 100 binini karşılayabildiklerini anlatan Selami Gökgöl, “Çiftliğin kapasitesini genişletmemiz lazım. Bunun için teşvik arayışı içerisindeyiz. Teşvik olursa kapasitemizi ikiye katlayacağız” dedi. ABD’den konserve çekirge talebi aldıklarını söyleyen Gökgöl, “öncelikle canlı talebi karşılamamız lazım” dedi. 
BİR İNEKTEN FAZLA YİYORLAR: 
Çekirgeleri Mısır, kepek, yulaf, kamış, İngiliz çimi, karnabahar yaprağı ile besleyen Selami Gökgöl, söz konusu sebze ve otları çiftliğin bir bölümünde kimyasal ilaçlardan uzak kendisinin yetiştirdiğini belirtti. Otları taze kesip verdiklerini anlatan Selami Gökgöl, çekirgelerin günde 5 öğün yemek yediğini belirterek, “Bir inekten daha fazla ot yerler. 2.5 dönümlük Mısır tarlasını 1 haftada bitiriyorlar” dedi. 
ÇÖL ORTAMI HAZIRLADILAR: 
Çekirgeleri 28-32 derece sıcaklıkta özel ortamda, camların içerisinde yetiştirdiklerini bildiren Selami Gökgöl, çekirgeler için nem oranı yüzde 40’ın altında olmak şartıyla çöl ortamı hazırladıklarını belirtti. Çekirge çiftliğinin bağımsız statüde değerlendirilmediğini söyleyen Gökgöl, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın çekirgeleri ipek böcekçiliği ve arıcılıkla aynı statüde değerlendirdiğini kaydetti. Çekirge gübresinden biyodizel üreteceğim SELAMİ Gökgöl, Türkiye’deki laboratuvarlarda yaptıramadığı çekirge dışkısı analizini Almanya’da bir arkadaşı vasıtasıyla yaptırdığını belirterek, çekirgenin dışkısının gübre olarak kullanılamayacağını, ancak birinci derece biyogaz üretimi için elverişli olduğunu tespit ettiklerini söyledi. Gökgöl, çekirgelerin dışkısı ile biyodizel üretmeleri halinde ısınma maliyetini de sıfıra indireceklerini anlattı.

Yıllık 40 bin liraya işçi bulunamıyor

Kesme çiçek sektörü, ev, elektrik ve suyu bedava sunmasına rağmen yılda 40 bin liraya çalışacak aile bulamıyor.

Orta Anadolu Süs Bitkileri ve Mamülleri İhracatçıları Birliği Başkanı Osman Bağdatlıoğlu, başta kesme çiçek sektörü olmak üzere örtüaltı tarım sektöründe vasıfsız işçi konusunda büyük sıkıntı yaşandığını açıkladı.

Kesme çiçek üretiminin en önemli merkezi Antalya başta olmak üzere Yalova, Isparta,İzmir’de iç pazar ve ihracat amaçlı toplam 10 bin dönümlük sera üretimi yapılan kesme çiçek sektörü, yılda 400 milyon dalı ihracat olmak üzere 1 milyar dallık üretim gerçekleştiriyor. 80 milyon dolarlık ihracat gelirine ulaşan sektörün sadece ihracat ayağında 25 bin kişi istihdam ediliyor. Karanfil başta olmak üzere gerbera, ranunculus, gül, krizantem gibi kesme çiçek türleri ve yeşilliklerinin üretiminin çok önemli bölümü Antalya’da üretiliyor.

Orta Anadolu Süs Bitkileri ve Mamülleri İhracatçıları Birliği Başkanı Osman Bağdatlıoğlu, başta kesme çiçek sektörü olmak üzere örtüaltı tarım sektöründe vasıfsız işçi konusunda büyük sıkıntı yaşandığını açıkladı. Sektörün 25 bin kişiye iş imkanı sağladığını, en az 2 bin kişilik istihdam açıkları olduğunu kaydeden Bağdatlıoğlu, çiçek üretiminin aslında dünyanın en zevkli uğraşlarından biri olduğunu kaydetti.

YILLIK 40 BİN LİRA

Bağdatlıoğlu, diğer örtüaltı tarım sektöründe de olduğu gibi diplomalıların serada çalışmaya pek yanaşmadığını ve yaşanan işçi sıkıntıları nedeniyle sektör olarak insan gücüne daha az ihtiyaç duyulan teknolojik yeniliklere yönelik yatırımların hedeflendiğini ifade etti.

Sektörde çalışanların seraların olduğu bölgelerde kurulu evlerde ikamet ettiğini, ne ev kirası, ne de elektrik ve su parası ödemek durumunda olmadıklarını belirten Osman Bağdatlıoğlu, 3 kişilik bir ailenin ortalama kazancının yıllık 40 bin lira olduğunu vurguladı.

YEŞİL KART SORUNU
Buna rağmen vasıfsız işçi bulmakta zorlandıklarını belirten Bağdatlıoğlu, bu sorunun temel nedeninin devletin yeşil kart uygulaması olduğunu, yeşil kartını kaybetmek istemeyenlerin bu işe yanaşmadığına dikkati çekti.

Bu karpuzlar hem küçük hem çekirdeksiz

Tüketiciler artık küçük karpuz isterken bunun çekirdeksiz olmasından yana. 


Denizli Pamukkale Üniversitesi BİYOM Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Ramazan Ali Alan, karpuz üreticilerinin isteği üzerine çekirdeksiz karpuz tohumu üretmeye başladıklarını söyledi.

Denizli Pamukkale Üniversitesi (Paü) Bitki Genetiği ve Tarımsal Biyoteknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (BİYOM) Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Ramazan Ali Alan, karpuz üreticilerinin isteği üzerine çekirdeksiz karpuz tohumu üretmeye başladıklarını söyledi. Doç. Dr. Alan, BİYOM’da tohumların ıslahını hızlandırmak amacıyla çeşitli teknolojiler uyguladıklarını ifade ederek, “Bu teknolojiler, yeni tip ürünlerin ortaya çıkmasını da sağlayabiliyor. Bunlardan birisi de çekirdeksiz karpuz üretmektir. Avrupa ve Amerika’da en çok tüketilen, çekirdeksiz karpuzdur. Bizim için de bunu üretmek zor değil.” dedi.
Karpuz üretimi yapan firma yöneticilerinin, “İnsanlar artık büyük karpuz yemeyi sevmiyor. ’20 kilo olmasın, 3-4 kilo olsun.’ diye taleplerde bulunuyor. Türkiye’de eskisi gibi küçük karpuzlara karşı bir özenti başladı. Biz de hem çekirdeği olmasın hem de Türkiye’nin kendi çeşitleri ve ağız tadımıza uygun karpuz üretelim dedik. Çalışmamız tamamlandığında Türkiye, yurtdışından tohum almayacak. Yerli firmalarımız, çekirdeksiz karpuz tohumu üretebilecek.” diye konuştu.
Muz ve üzüm gibi meyvelerin klon yöntemiyle çekirdeksiz üretilebildiğini kaydeden Alan, “Aslında karpuzda da o özellik var. Karpuzun kromozon sayısını ikiden üçe çıkardığımız zaman tohum üretemiyor ancak karpuz üretiyor. Bu bitkide üremenin, tozlanma ve döllenmeyle alakası yok. Karpuzun çiçek açtıktan sonra meyve Bağlama şansı var, polene ihtiyaç yok. Bizim üreteceğimiz karpuzlar iri olmayacak, ancak bir iki kişinin yiyebileceği şekilde küçük ve sayısı fazla olacak.” şeklinde konuştu. Özel şirketler ar-ge masraflarını karşılarsa bu teknolojiyi öğreterek üretim yapmalarına imkan sağlayacaklarını söyleyen Ramazan Ali Alan, “Biz burada biber üzerinde başlattığımız çalışmalarda, 300 çeşit yerli biber cinsine ulaştık. Bunlar üzerinde ıslah çalışmalarımız sürüyor. Çalışmalarımızı farklı bitkiler üzerinde de sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Kayın mantarı yetiştiriciliği

İstiridye mantarı yetiştiriciliği adlı yazımızda istiridye mantarını üretim çalışmaları yaptığımızı belirtmiştim. Üretim denemelerim çok güzel ve başarılı geçti. Ev ortamında bile kolaylıkla yetiştirilebilen kayın mantarı herkesin yetiştirebileceği güzel bir hobi olabilirken, bu güzel hobiyi ticarete döküp paralar kazanabileceğini düşünüyorum.

İstiridye mantarı kompostunu hazırlamak diğer beyaz kültür mantarı kadar zahmetli ve detaylı değildir.

Sizde kendi imkanlarınızı kullanarak kolaylıkla kayın mantarı yetiştireceksiniz. Unutmayın ki bu işin sırrı öğrenmek ve denemektir. Denemeden hiç bir şey yapamazsınız. İstiridye mantarı yetiştiriciliği sizin için zevkli bir hobi olabileceği gibi üretim alanınızı büyüttükçe yetiştirdiğiniz mantarları çevrenizde satabilirsiniz bile. Yetiştirdiğiniz mantarları evinizde taze taze değerlendirebilir komşu ve akrabalarınıza ikram edebilirsiniz. Bu mantarın yetiştirme isteğini karşılamak çokta zor değil. Aşağıda verilen linke tıklayarak  anlatılan yöntemi dikkatlice okumanız ve adım adım uygulamanız neticesinde sizler de bu mantarı kolaylıkla yetiştirebilirsiniz. Ve zamanla farklı yetiştirme yöntemleri bile keşfedebilirsiniz.

ORGANİK İSTİRİDYE MANTARI YETİŞTİRİCİLİĞİ UYGULAMA ÖRNEĞİ İÇİN  buraya tıklayın. 

http://www.bizimbahce.net/mantarlar/istiridye-mantari-yetistiriciligi.htm